Savognin

20139653_1414185445313623_904495615461039397_n

Dün Savognin bölge müzesindeydik. Orta çağdan kalma üç katlı bir ev ve bitişiğindeki hangar müzeye dönüştürülmüş. Küçük bahçesi ise botanik bir bahçeye… Haftanın sadece bir kaç gününde belirli saatlerde açık olan müzeye giriş ücretli. Yaşlı bir görevli biletlerimizi akıllı telefonu ile kayda geçtikten sonra, buyurun atalarımızdan bize kalanları müzeleştirdik diyordu gururla.

Binanın hemen girişindeki küçük holde bir bebek arabası, İkinci giriş ise ziyaretçiler için müze hakkında çeşitli informasyonların sergilendiği alelade bir girişten sonra, iki kiler; biri süt ürünlerinin, diğeri ise et ürünlerinin korunduğu soğuk iki bölüm. Çamaşırhane ile hamam görevi yapan bir diğer bölümde ise, dikkatleri çeken bir de resim vardı. Savognin’in içinden akıp giden derede çamaşır yıkayan kadınlar resmedilmiş. İkinci katta mutfak, yemek odası, yine giriş de bulunan holde bir sandık üzerinde duran bir dikiş makinesi. Üçüncü katta; holde kurulu duran bir dokuma tezgahı bulunuyordu. Hemen bitişiğindeki kapıdan yatak odasına geçiliyor. Her şey o kadar muazzam dizayn edilmiş ki, her üniteye ilgili araç gereçler ve mobilyalar özenle seçilip sergilenmiş. Ama yine her şey o kadar sıradan, basitti ki, İstanbul Topkapı Sarayı ve Paris Versay Sarayı gibi altın, gümüş ve değerli taşlarla bezenmemişti hiç birşey burada.

Müzeler bir halkın kimliğidir, kültürüdür, sessiz dilidir, tarihidir, geçmiş anılarıdır. Burada gördüklerim çok değil 100 yıl öncesi İsviçre’nin ne kadar fakir bir ülke olduğunun açık bir göstergesiydi. Bunu okula giderken Tarih dersinde İsviçre’de o dönemlerde tuz vergisi alındığını öğrendiğimizde şaşırmıştık. Bu ülkede peynir üretimi çikolatadan çok önceleri başlıyor Ve üretilen peyniri korumak için tuz çok önemliymiş. Ama bununla birlikte aşırı yoksulluk, yetersiz tuz üretiminden dolayı devlet halkdan tuz vergisi alıyormuş. Yani evinde tuz bulunan aileler zengin sayılırmış. Tuz satın alabilenler saklı tüketmeye başlamışlar vergiden kaçınmak için. Vergi memurları tuz vergisi kaçağını önlemek için akşam yemek saatlerinde ansızın evleri basıyor, sofralardaki çorbaların tadına bakıyorlarmış. Eğer çorbalar tuzlu ise o ailelerden de tuz vergisi alınıyormuş.

Müzede ziyaretçilerin arasında Kürdistanlı bir ailede vardı. Kadın gördüğü her şeyi heyecanla: “aa bunlarda bizim gibi derede çamaşır yıkamış. Aynı bizim gibi et kurutmuşlar. ” Vs. diye heyecanla gördüklerini eşine yorumlarken, eşi, onu sık sık çekiştirip: “gel artık gidelim. Bunlar boş şeyler. Hepsi çer çöp.” diye kadının müzeye olan ilgisini, hevesini kırıp gitmek istiyordu. Aralarında geçen Kürtçe konuşmalara kulak misafiri olduğumda, erkeğin gördüğü her şeyi değersizleştirmesi, artı kadının ilgi alanlarını da küçümsemesi, gözümde yitik yurdumun, yitik halkını canlandırdı birden. İçimde hüzünle alevlenen bir ateşin dumanı burnumu yakıp geçti. O an düşündüklerimi onlara dökmeliydim. Ama olmadı.

Bizler emeklerimizin dilenciliğini değilde, sahipliğini yapabilseydik, elbette yeryüzünde bizimde kimliğimizi belirten bir dikili taşımız olurdu. Ve biz başarılarımızın mutluluğunu içimizde taşısaydık, kafesteki çırpınan kuş değil, şu anda özgürce kanat çırpan bir halk olacaktık. Çünkü dünyadaki hiçbir milletten daha geri değildik. Ama bizi her şeyden geri bırakan tek kabahatimiz, tüm emeğimizi bize kardeş edebiyatı yapıp, sonrada üvey kardeşliğini bile çok görenlerin eteğine bırakmaktı.

Bunları düşünürken, buraya ilk geldiğimiz gün, Lorin ile çevreyi biraz tanımak için dolaşmaya çıktığımızda; Lorin’in dik başlı, dediğim dedik, bildiğim bildik azizliğine uğradığım an geldi aklıma. Yerde sürünen ayakkabı bağlarını ne kendisi düzeltiyor, ne de düzgünce bağlamama izin veriyordu Lorin. Sokakta ana kız didişip dururken, evlerinin önünde durduğumuz adam arabasından iniyordu. Bize laf atmadan evine girmedi. Belliki dışa dönük çok sosyal bir kişiliği vardı. Ya da yabancı olduğumuzu anlayıp bizi keşfetmekti amacı. Ne bileyim… ” c’est très bon…” diye başladı konuşmaya bizimle. Adamın fransızca konuştuğunu görünce önce şaşırdım. Ama Fransızca konuştuğum dil olduğu için, Lorin`den dolayı düştüğüm sıkıntılı halimi savunmaya başladım hemen. Kızımı yabancılara çekiştiren kötü bir anneydim o an. İyi ki Betül yoktu yanımızda. Kesin tavır alırdı hemen. Herkesin annesi çocuklarını övgüye boğarmışda… ben onları hep kötülermişimde…neyse Allahtan adam bu yaşlarda bütün madmuazeller böyledir dedi de yüzümü kızarmaktan kurtardı.

Adam çok akıcı bir fransızca konuşuyordu. Az önceki şaşırmam bundandı. Bu bölgede fransızca mı konuşuyorsunuz diye sorduğumda: “hayır, biz 36 bin nüfusuz ve Romanisch konuşuyoruz.” Diye cevapladı sorumu. Ama Almanca ve Fransızcayı da çok iyi konuşabildiğini söyleyince;  burada zorunlu eğitim diliniz hangisi diye sordum. “Romanisch, ana dilimiz de, eğitim dilimizde aynı. Üniversiteyi de ana dilimizle okuyoruz.” Diye cevapladı gururla.

36 bin nüfusluk bir halk, ve İsviçre’de istatistiklere göre üniversite okuma oranı sadece %15 ilken, burda kaç kişi için üniversite açmışlar ki diye düşünmeden edemedim. Adama İsviçre’nin dünyada örnek bir ülke olduğunu, çok kültürlü çok dilli ve dünyada direk demokrasi ile yönetilen tek ülke olduğunu övgüyle anlattığımda adam iyice gururlanıp daha çok döktürmeye başladı. “Evet, azınlıkta olsak parlementoda ana dilimizle ifade özgürlüğümüz var.” diyordu.

İsviçre’de yaşamak hem çok güzel hem de her fırsatta buradaki sistemin ayrıcalığı ülkemizdeki halkların sorunlarını sürekli hatırlatıyor bize. Bir bakıma eksikliklerimizle burun buruna yaşamak gibi bir şey. Can yakıyor içten içe.

Burada hava soğuktu biraz. Her ihtimale karşın yağmurluğumu ve şalımı alsam da yanıma, yine de üşüyorduk. Bunu dile getirdiğimde: “gece daha çok soğuk olur. Üstünüzdekiler yeterli değil.” diyordu. Ve hemen evlerinin karşısındaki Kiliseyi göstererek, burçtaki plastikten yapılan küçük İsviçre bayrağının döndüğü yöne göre havanın değiştiğini açıkladı. Mesela Doğuya dönerse hava sıcak, Batı’ya dönerse soğuk oluyormuş.

19.07.2017 Savognin. Yıldız Karagöz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: